10 Mart 2014 Pazartesi

Verilen kiloları geri almamak için öneriler ve hafif öğün alternatifleri



Son zamanlarda kiminle karşılaşsam , “Biz seni diyeti bırakınca kilo alırsın sanıyorduk, kilonu korumak için ne yapıyorsun?” , “Pişirdiğin pastaları börekleri yiyip hiç kilo almıyor musun?” , “Ben bi 15-20 kilo versem sonra hiç kilo almam dimi?” , “Sen şimdi ölene kadar diyet mi yapacaksın?” gibi sorulara maruz kalıyorum. Canlarım minnoşlarım, canımın her istediğini yiyim ama kilo almayım diye bir dünya yok maalesef. Eğer benim gibi büyük miktarda kilo verdiyseniz ve vücudunuz kilo almaya meyilliyse ÖMÜR BOYU DİKKAT ETMEK ZORUNDASINIZ. Sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmeden ve spor yapmadan fit olamaz; bu kadar büyük rakamları da 2-3 ay gibi kısa sürelerde veremezsiniz.

Bir kere tuzu, beyaz şekeri ve hatta yapay tatlandırıcıları hayatınızdan çıkarın. Pirinci, beyaz ekmeği, makarnayı zaten konuşmuyorum. Bu "kötü alışkanlıkları" bırakıp günde 20-30 dakika da tempolu yürüyüş yaparsanız özel bir diyet uygulamadan bile 1 ayın sonunda 1,5 – 2 kilo verdiğinizi görürsünüz.

Yağı hayatımdan çıkardım mı? Hayır. Sızma zeytinyağını zaman zaman abarttığımı bile söyleyebilirim. E ne kadar kuru yemiş tükettiğimi de biliyorsunuz. Eğer bulabilirseniz gerçek tereyağı (hani köyde yapılanlardan) yemelisiniz, sadece margarinden uzak durun ;)

Öğünlerin en önemlisi: Kahvaltını krallar gibi yap

Bir kere karbonhidratı az-proteini çok bir kahvaltı şart. Süt, yoğurt ve peynir sadece tok tuttuğu için değil, besin değerleri bakımından da kahvaltıda mutlaka tüketilmeli. Yumurtayı da keşke her gün yiyebilsek ama hafta içi daha pratik şeyler yiyip işe gidenler en azından akşam yemeklerinde kendilerine bir omlet yapabilirler.

Sabah kahvaltıları için mantar da bir alternatif. İsterseniz içini peynir ve yeşilliklerle doldurup fırınlayın, isterseniz aşağıdaki gibi mantarlı bir omlet yapıp domates, salatalık ve renkli biberlerle tüketin.


Kahvaltı ile öğlen yemeğiniz arasında en az 1 ara öğün yapın. Kavrulmamış fındık, fıstık, badem, kaju, ceviz, kuru kayısı, kuru incir, elma, meyveli yoğurt gibi faydalı şeyler tercih edin. Bisküvi ve kraker ile de ara öğün olur ama sağlıklı hiçbir yanı yok. Zaten günlük yağ ihtiyacınızın büyük kısmını kuru yemişlerden karşılamış olacağınız için vücudunuzda yağ eksikliğine bağlı her hangi bir problem oluşmaz. Yalnız bu noktada kaç tane yiyeceğiniz de çok önemli. 4-5 fındık ve 1 kuru incir, 5-6 tane kaju fıstığı, 2 ceviz ve 1 kuru kayısı, 1 küçük elma yani avuç avuç kuruyemiş, tabak tabak meyve yemiyoruz :)

Örneğin bu haftaki ara öğün kutum bu şekilde: Kuru incir, gün kurusu kayısı, kaju, badem ve fındığın miktarlarına dikkat edin, Cuma akşamına kadar ara öğünlerim bunlar olacak, bir güne kaçar tane düştüğünü siz hesaplayın :)



Ara öğünün en önemli faydası ana öğünlere aç girmemek. Çok acıkmadığınız zamanlarda da sofraya oturur oturmaz ekmeğe uzanmazsınız, çabuk doyarsınız.

İkinci en önemli öğün: Öğle yemeğini dostunla paylaş

Eğer işyeriniz yemek veriyorsa kıymetini bilin. Dışarıda yiyeceğiniz hiçbir fastfood bir kase sıcak çorbanın yerini tutmaz.

Eğer işyeri yemekhanesinde yiyecekseniz salata&sebze, yarım porsiyon çorba, ama mutlaka tavuk-balık-kırmızı etten birini tüketin.

İşyeriniz yemek vermiyorsa dışarıda neler yiyebilirsiniz?

Çoğunuzun aklına fast food geldi farkındayım. Arkadaşlarınızın çoğu hem ekonomik hem de doyurucu olsun diye hamburger menülerine yönelebilir, siz sakın kanmayın :)

Ben neler mi yiyorum? Çoğunlukla işyerinde, Cantürk'ün yoğun olmadığı günlerde de birlikte dışarıda ama olabildiğince sağlıklı şeyler yiyorum. 

Bayram Usta'da yaprak kebap (sadece et ve közlenmiş sebzeler, yanında salata ve yoğurt ile)


Adana ve ciğer şiş :)


Tavuk şiş ve köfte 


Izgara balık ve salata



Timboo Cafe'nin harika salataları


Izgara tavuk ve sote sebzeler (patates ve ekmeği yemiyorum tabii)


Kırmızı et, beyaz et, balık.. Ne yerseniz yiyin yanında mutlaka salata olsun, mesela bunun gibi peynirli ve cevizli olsun ;)  


Bir kase çorbayla ya da 1 elmayla geçiştirilen öğle yemeklerinin acısı akşam çıkar. Bu yüzden öğlen yemekleri akşamları hafif atlatma bakımından çok kritik.

İnstagram hesabımdan öğle yemeklerinde ve ara öğünlerde neler yediğimi ve öğün önerilerimi paylaşıyorum. Takip etmek için TIK TIK

Kilo alıp almama arasındaki ince çizgi: Akşam yemeğini düşmanına ver

Öğretmenlikten istifa edip iş değiştirdiğimden daha önce bahsetmiştim. Artık öğleden sonra evde olmak, en geç 4-5’te akşam yemeği yemek gibi bir şansım yok. 6.30-7’de eve gelip hızlı ve pratik bir şeyler hazırlayıp yiyeyim diyene kadar saat en erken 7:30 oluyor. Mesai saatleri benimki gibi olan, metabolizması da “içtiği suyu yaratan” kızlar olarak akşam yemeklerinde canımızın her istediğini yiyemiyoruz.  Hiçbir şey yememek de çözüm değil, önemli olan doyurucu, hafif ve sağlıklı beslenmek.

Peki akşam yemeklerinde neler yiyebiliriz?

Yazının bu kısmında daha önce verdiğim tarifleri derledim. Zaten benim akşam yemeklerimi de genellikle bunlar oluşturuyor:

Izgara köfteler ile bol limonlu ve azıcık zeytinyağlı salata TIK TIK


Roka sevmeyenlerin diğer sebze ve yeşilliklerle de yapabileceği ızgara tavuklu roka salatası TIK TIK


Sadece sebze tüketmek istiyorum diyenler için karnabahar salatası TIK TIK


Salatadan sıkıldım sebzeleri başka türlü nasıl yiyebilirim diyenler için fırında kızarmış karnabahar ve yanında (tercihen sarımsaklı) yoğurt TIK TIK



Ton balıklı salata (tercihen kepekli/tam buğday unlu makarna ilavesiyle) TIK TIK


Diyet kabak dolması ve yoğurt TIK TIK



 Enginar dolması TIK TIK


Dış görünüm her şey demek değil, önemli olan sağlığımız. 40 yaşına gelmeden kalp, tansiyon, şeker hastası olmamak için yediklerimize dikkat etmek zorundayız. Yukarıda yazdıklarım sağlıklı bir şekilde kilo kontrolü için benim yaptıklarım. Ama eğer kilo vermeye karar verdiyseniz orada burada okuduklarınız yetmez, önce doktor kontrolünden geçmelisiniz ;)

Kilo vermeye nasıl karar verdiğimi ve bu süreçte neler yaptığımı blogu yeni kurduğumda yazmıştım. Okumak isterseniz bir TIK yeterli :)

Sağlık ve mutlulukla kalın :)



6 Mart 2014 Perşembe

Kuzu etli kuru patlıcan yemeği


Patlıcan ve domatesin tazesi çıkmadan (sünger gibi olan hormonluları kastetmiyorum, onlar zaten hep var) çok sevdiğim, yemeye doyamadığım ekşili acılı kuru patlıcan yemeğimin tarifini yazmak istedim. Biraz geç kaldığımın farkındayım, çok büyük ihtimalle yazdan kalma kuruluklarınız da bitmiştir ama birer paket patlıcan ve domates kurusu satın almanıza değecek bir yemek kızlar :)

Yemeklerin içinde et sevmeyen abim, tadına baktıktan sonra tam 3 tabak yiyince tarifi bloga eklemek şart oldu :)

Kurutulmuş domates olmazsa da olur ama olursa bir başka olur. Ben Antep usulü olmasını istediğim için pul bibere ek olarak acı biber ve domates salçası da kullanıyorum. Ayrıca çok ekşi gelmezse limon suyu miktarını da artırabilirsiniz; ben bir tam limon kullanıyorum. Kuzu eti yemeğe ayrı bir lezzet katıyor ama tercih etmeyenler dana eti ya da kıymasıyla da yapabilirler.

Yağ içinde yüzen patlıcan yemeklerine inat sadece 3-4 yemek kaşığı sızma zeytinyağı içerdiği ve düşük kalorili olduğu için diyet yemekleri listesinde olmayı sonuna kadar hak ediyor :)

Malzemeler:

200-250 gram kuru patlıcan
250 gram kuzu eti
2 orta boy kuru soğan
2-3 diş sarımsak
5-6 adet kuru domates
1 yemek kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı biber salçası
Yarım limonun suyu
3-4 yemek kaşığı zeytinyağı

Tuz, karabiber, kimyon, pulbiber

Öncelikle tozunun gitmesi için patlıcanlarımızı soğuk suda yıkayıp, kaynamakta olan tenceremize atıyoruz ve 10-15 dakika yumuşayıncaya kadar haşlıyoruz. Yemekle beraber de pişeceği için fazla haşlamamanızı öneririm. Yumuşayan patlıcanların suyunu süzüp soğuk sudan geçirip bir süzgece alıyoruz. 



Bu arada kuru domatesleri de yıkadıktan sonra sıcak su dolu bir tabağa alıp, yumuşaması için bir kenarda bekletiyoruz.



Eti ve sıvı yağı tencereye alıp rengi döndükten sonra doğradığımız kuru soğanı ve sarımsağı ekleyip yumuşayıncaya kadar kavuruyoruz. Ben bu aşamayı biraz uzun tutunca zaten yumuşacık olan kuzu eti soğan ve sarımsaklar kavrulana kadar dağıldı :) 



Sonra sırasıyla minik minik doğradığımız kuru domatesleri, salçayı, limon suyunu ve baharatları atıp karıştırıyoruz ve üzerini geçene kadar da sıcak su ekliyoruz.




Kuru domates ve patlıcanlar pişince de tenceremizi ocaktan alıyoruz. Bandırarak yemeyi sevenler için yemeğimizin suyu inanılmaz lezzetli oluyor, biraz sulu bırakabilirsiniz.



Ben bu yemeği üniversite yıllarında bir arkadaşımın annesinin elinden yemiştim. İri iri doğranmış kuru patlıcanlar ve kıymayla yapardı bu yemeği ve bayılırdım. Ben biraz daha acı ve ekşi yapıyorum, siz de damak tadınıza göre değişiklikler yapabilirsiniz.


Düğün telaşından akşam yemeği kavramını unuttum, işten çıkıp ordan oraya koşturmaktan gece eve gelince ya yemek yemeden uyuyorum ya da kahvemin yanında bir parça çiko yiyorum. Akşam yemeği yemediğinizde -miktarını abartmamak kaydıyla- çikolata yerseniz bile kilo alınmıyormuş; test ettim, onayladım :) Bir de düğün zamanı diyet yapmak için kendinizi çok da sıkmayın, zaten yoğun tempoda zayıflanıyor. Güzel yeseniz bile kilo almıyorsunuz ;)

Sıradaki (çok büyük ihtimalle yarınki), işten geç çıkanlar ve akşam yemeğini 8den sonra yiyenler için alternatifler ve öneriler içeren, tarifsiz bir post olacak :)

Hoşçakalın :)

4 Mart 2014 Salı

Kıymalı enginar dolması

Her sene dört gözle beklediğim enginar mevsimi geldi. Tazecik bebiş enginarlar pazarlardaki yerini aldı. Ama benimkiler enginarın ana vatanı Ege'den :) Halacım İzmir'den gelirken getirmiş, ben de bol bol fotoğraflayarak doldurdum, pişirdim :)


Enginar çanağını uzun yıllardır yiyordum ama yapraklı haliyle tanışmam 4-5 sene öncesine dayanıyor. Annem tarifini halamdan öğrenmiş, ben de annemden :)

Etli dolmalar diyet kabak dolması tarifimde olduğu gibi yağı ve pirinci azaltılabildiği için zeytinyağlı dolmalara kıyasla çok daha hafif oluyor, diyet yemek tarifleri arasındaki yerini alıyor. Karaciğeri temizleyen ve ömrü uzatan sağlıklı bir sebze olmasının yanı sıra elle yenildiği için çocukların da çok hoşuna gidiyor :)

Yapraklı enginarların ortası tüylüdür ancak benimkiler gibi yavru enginar kullandığınızda yaprakları aralayıp ortasına ulaşmak pek de mümkün olmuyor. Zaten miniklerde çok fazla tüy de olmuyor. Piştikten sonra yapraklarını kopara kopara yerken tüylü kısıma ulaşınca 2-3 seferde parmaklarınızla toplayıp bir kenara alın ve enginar kalbini (çanağını) de afiyetle yiyin :) 

Gelelim yapılışına:

malzemeler:

5 küçük yapraklı enginar
250-300 gram az yağlı dana kıyması
1 büyük boy kuru soğan
2-3 yemek kaşığı pirinç (daha hafif olsun isterseniz hiç katmayın)
1 yemek kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı acı biber salçası
Yarım demet dereotu
5-6 dal maydanoz
2-3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 limonun suyu (ben 1,5 kullandım)
3-4 su bardağı su
Tuz, karabiber, kimyon, köfte baharı (hepsi ya da istediklerinizden azar azar)

ayrıca enginarların kararmaması için:

1 litre su
1 limonun suyu 

Akan suyun altında iyice yıkadığımız ve en alttaki sert yapraklarını koparttığımız (benimkiler çok tazeydi, gerek görmedim) enginarlarımızı 1 litre su ve 1 limonun suyunu karıştırdığımız derin bir kabın içine alıyoruz. Enginarlar limonlu suda beklerken de iç harcımızı hazırlıyoruz.


Kıymayı, rendelediğimiz soğanı, yıkadığımız pirinçleri, kıydığımız dereotu ve maydanozu, salçaları ve baharatları yoğurup harcımızı hazırlıyoruz.

Sudan aldığımız enginarların yapraklarının arasına dıştan başlayarak ortasına gelene kadar kıymalı harcımızdan koyuyoruz. Harç koydukça yapraklarının genişlediğini ve enginarların büyüyüp kocaman olduklarını göreceksiniz. 


Tüm enginarları doldurduktan sonra derin bir tencereye diziyoruz ve 3-4 su bardağı sıcak su ile biraz da tuz ekliyoruz. Küçük bir kasede 1 limonun suyunu ve zeytin yağını karıştırıp bu sosu da enginarların üzerine paylaştırıyoruz. (Su miktarı enginarların tazeliğine göre değişiklik gösterebilir. Su azalmışsa ve enginarlar hala pişmemişse biraz daha sıcak su ekleyebilirsiniz.)


Enginarlarınızın pişip pişmediğini anlamak için yapraklarından bir tane tutup yavaşça yukarı doğru çekin. Eğer kolayca kopuyorsa ve arkasını dişinizle sıyırabiliyorsanız pişmiş demektir. :)



Enginar maalesef çatal bıçakla kibar kibar yenmiyor :) Kıymalı harcını çatalla, yapraklarını da içini yiyip aralarını boşalttıkça tek tek kopararak ve dibini dişimizle sıyırarak yiyoruz. Körpe yapraklar -özellikle de iyi pişmişse- yenilebiliyor.   

Eğer enginarlarınızın sapları uzunsa kestikten sonra dıştaki kalın kabuğunu soyup tencereye atıp, dolmalarla pişirip yiyebilirsiniz. 

Aynı şekilde tencerenin dibinde kalan suyu da ziyan etmeyin; çorbalarınızda kullanabilir ya da tek başına tüketebilirsiniz.


Etli dolmaları sevmiyorsanız damak tadınıza uygun bir harç ile zeytinyağlısını da yapabilirsiniz.

Çok basitmiş değil mi?

Afiyet olsun! :)


24 Şubat 2014 Pazartesi

Portakallı ve çikolatalı kurabiye (katı yağsız)

Yeni tarifim birkaç hafta önce yaptığım ama bir türlü fırsat bulup bloga ekleyemediğim portakal kokulu bitter çikolatalı kurabiyeler, hem de katı yağsız :)



Yılların alışkanlığından olsa gerek kurabiyelerde ya margarin ya da tereyağı kullanıyoruz. Bu tarifi de “acaba sıvı yağ ile kurabiye nasıl olur?” düşüncesiyle uydurmuştum. Aslına bakarsanız klasik kek malzemelerinin aynısı, sadece yumurta sayısını 1e düşürüp alabildiği kadar un kullanıyoruz. Portakal, çikolata, fındık, badem, ceviz, üzüm gibi aklınıza gelebilecek tüm malzemeleri ekleyebilirsiniz.  

Hem çikolata kullanacağım hem de kurabiyeleri çok tatlı sevmediğim için şekeri 1 su bardağı yerine ¾ e indirdim. Aynı şekilde yağı da yarı yarıya azalttım. Çok yağsız olacağını düşünürseniz artırabilirsiniz. Sadece süt ya da sadece yoğurt da kullanabilirsiniz, benim yaptığım gibi her ikisinden de ;)

Malzemeler:

1 yumurta
¾ su bardağı toz şeker
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı süt  
½ su bardağı sıvı yağ
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Aldığı kadar un
1 portakalın rendelenmiş kabuğu
3-4 yemek kaşığı damla çikolata

Portakal ve çikolata dışındaki tüm malzemelerle ele yapışmayan bir hamur yoğuruyoruz. Hamur iyi yoğurulmamış hissi verebilir ve hatta yağ hamurun yüzeyine çıkabilir ama hiç dert etmeyin, sıvı yağ kullandığımız için bu durumla karşılaşıyoruz.

Şimdi de rendelediğimiz portakal kabuğu ve damla çikolatalarımızı katıp yoğuruyoruz. Damla çikolata yerine sevdiğiniz bir çikolatayı da minik minik kıyarak kullanabilirsiniz.



Yağlı kağıt serdiğimiz tepsiye ceviz büyüklüğünde (daha büyük olabilir ama küçük olmasını önermem, kuruyup yanıyor) yuvarlayıp hafifçe yassılaştırdığımız kurabiyeleri diziyoruz ve önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında yaklaşık 20 dakika pişmeye bırakıyoruz. 



Bu süre fırından fırına değişeceği için 15. dakikadan sonra kontrol etmenizi öneririm.   




Afiyet olsun! :)


21 Şubat 2014 Cuma

muffin mücver



Kabak dolmasına bayılırım, hele de bir diyet kabak dolması tarifim var ki en az ayda 1 kez yapar, bol yoğurtla yerim. Bugünkü tarifimi de  yaklaşık 1 ay önce yaptığım kabak dolmasından artan içle hazırladım. Zaten hiçbir şeyi ziyan etmeyi sevmeyen ben söz konusu kabak olunca, oyulduktan sonra elde kalanlarla muhakkak mücver yapardım. Ama diyetten sonra işler değişti, yağda kızarmış mücvere bayılsam da ne yapıyorum ne de yiyorum.



Aynı tarifle fırın mücveri yaparım yıllardır, bu kez hem yeni aldığım silikon kalıplarımı denemek istediğimden hem de mini mini sevimli olacaklarını düşündüğümden tek porsiyonluk mücverden muffinler yaptım.

Sadece kabak içlerini kullanıyorum ben, daha az sulu olduğundan mıdır bilemiyorum mücverlerim piştikten sonra içi nemli kekler gibi oluyor. Kabağın tamamını kullandığım zamanlarda ise bu kıvamı yakalayabilmek için kabağın suyunu daha fazla sıkıp, un miktarını 2-3 yemek kaşığı kadar artırıyorum.

Muffinlerin görüntüsü sizi aldatmasın, içi diğer mücverlerdeki gibi hafif nemli kalıyor. O yüzden kek pişirir gibi kürdan batırma testini yapmayın, üzeri kızarınca pişmiş demektir. Bir de yağ miktarı gözünüze az gelebilir, ama zaten kabak sayesinde içi nemli kalacağı için muffinlerin kuru olması gibi bir endişeniz olmasın ;)

Un için de tam tahıllı kullandım, beyaz unla yaptıklarımıza göre daha lezzetli bulduk (sadece benim değil evdeki herkesin ortak görüşü bu yönde :) ). Kepekli, 7 tahıllı gibi aklınıza gelen ya da evde bulunan herhangi bir un çeşidini de deneyebilirsiniz ;)

Tuzlu kek ya da poğaça yiyormuş hissi verdiğinden benim gibi hamur işi düşkünleri için harika bir alternatif ;)

Ben soğuk halini de çok sevdim ama misafirlere ikram ederken birazcık ısıtırsanız çok daha beğeneceklerini düşünüyorum.

Malzemeler:

Yarım kilo kabak (ben içini kullandım)
1-1,5 su bardağı tam buğday unu
2 yumurta
1 küçük boy kuru soğan (ya da 3-4 dal taze soğan kullanabilirsiniz)
Yarım demet dereotu
2-3 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
Tuz, karabiber, pul biber


Kabaklarımızı soyup rendelemekle başlıyoruz. Benimkiler kabağın içini oyarken paramparça oldukları için rendeleme şansım olmuyor genelde, o yüzden rondoda biraz küçültüp suyunu avucumla iyice sıkıyorum. Elimiz değmişken kuru soğanı da rendeliyoruz. Eğer taze soğan kullanıyorsak dereotuyla beraber kıyıyoruz ve tüm malzemeleri bir karıştırma kabında buluşturuyoruz. Ancak unu yavaş yavaş eklemenizi tavsiye ederim, kıvamına göre 1 su bardağı un bile fazla gelebilir ama kabakların suyunu iyi sıkmadıysanız daha fazla un isteyecektir. Karabiber ve pul biber için miktar vermedim ama olabildiğince acı tüketmeye çalışın ki metabolizmanız hızlansın ;) Ayrıca isteyenler peynir de ekleyebilirler, ben kalorisini yükseltmemek için tercih etmiyorum.





Bu ölçülerle 12 muffin elde ettim, fark ettiyseniz kabartma tozu ya da karbonat kullanmıyoruz ama gene de pişince azıcık kabarıyor, o yüzden kalıplarınızı ağzına kadar doldurmayın.

Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında yaklaşık 35-40 dakika pişiriyoruz. Siz gene de 30. dakikadan itibaren kontrol edin, mücverlerimiz yanmasın ;)



İlk defa denediğim silikon kalıplardan çok memnun kaldım, yağlamamama ve kağıt kullanmamama rağmen pişer pişmez kalıptan ayrıldılar. Bir sonrakinde kağıtla pişirip denemek istiyorum. Gene de silikon kalıplara karşı ön yargım  bitmedi henüz, tatlı kek ve muffinlerde de aynı sonucu verir mi deneyip görücem ;)

Hadi bu hafta sonu diyet kabak dolmamı deneyin, içinden artanlarla da muffin mücver yapın :)

Harika bir hafta sonu diliyorum hepimize, hoşçakalın! :)



20 Şubat 2014 Perşembe

ton balıklı kepekli makarna salatası

1,5 ay aradan sonra bugün size hem çok hafif hem de doyurucu bir tarif yazıyorum. Aslında tarif bahane, özenden haberler var ;)

İş değiştirdim! 3 yıldır yaptığım öğretmenlikten istifa ettim, yeni işim beni çok mutlu ediyor ama umarım hiç pişman olmam :)

Nevşehir'den ayrıldım, hemen ertesi gün koştur koştur gelip işbaşı yaptım ve sonunda yine yeniden Ankaralıyım :)

Daha yeni işime adapte olamadan yurt dışına çıktım, hem gezdim hem çalıştım, yoruldum ama çok eğlendim :)

Romanya'da yiyip içtiklerimi gezip gördüklerimi instagramda epeyce paylaştım ama özellikle de öğrendiğim yöresel tariflerle ilgili detaylı bir post hazırlamak istiyorum ;)

Ve evleniyorum!  3 gün önce nikah tarihi aldık ve sadece 3 ayımız var, tatlı telaşlar hat safhada ;)

Evlilik hazırlıkları ile ilgili de (tariflerle bir ilgisi olmadığının farkındayım ama) bir post hazırlamayı düşünüyorum, Ankaralı gelin adaylarına yardımı olur belki ;)

Gelelim tarifimize:


Öğretmenliği bıraktığım ve artık 9-6 çalışan bir memur olduğum için tüm beslenme düzenim alt üst oldu. Öğle yemekleri açısından çok rahatım ancak akşam en erken 7'de yiyebiliyorum ve 5'ten sonra bir şey yemeyen bünyem için bu saat çok geç :(

Ton balıklı kepekli makarna salatası benim gibi işten eve geç gelen ama diyetini de bozmak istemeyenler için bir alternatif. Karbonhidrat olmazsa olmaz diyenler için kepekli makarna ekledim, sadece sebze ve ton balığı beni doyurur derseniz zaten problem yok ;) 


Malzemeler (2 kişilik):

50 gram haşlanmamış kepekli makarna
1 kutu yağı süzdürülmüş ton balığı (160 gr)
1 orta boy domates
1 orta boy salatalık
6-7 yaprak marul
yarım demet roka
yarım demet maydanoz
yarım demet dereotu
1 orta boy kırmızı soğan
1 limonun suyu 
1-2 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, pulbiber



Makarnamızı hafif diri kalacak şekilde haşlıyoruz. Eğer mutfak tartınız yoksa 350 gramlık paketin göz kararı 1/7 sini kullanın ;)

Makarnalar haşlanırken tüm sebzeleri doğrayıp tuz, pul biber, limon ve zeytinyağı ile harmanlıyoruz. Süzdürüp soğuttuktan sonra makarnaları ve en son ton balığını ekliyoruz.

İsteğe göre yeşillikleri çeşitlendirebilir, limon miktarını artırabilir, nar ekşisi veya farklı soslar kullanabilirsiniz. Hatta vaktiniz varsa ton balığı yerine ızgara balık bile yapabilirsiniz. Ama ne yaparsanız yapın kırmızı soğanı mutlaka kullanın, balığın olmazsa olmazıdır ;) 

Afiyet olsun :) 




6 Ocak 2014 Pazartesi

Ispanaklı hamsi çöreği

2014'ün ilk tarifi babacığımın spesiyali olsun istedim ve bu sefer ıspanakla denediğimiz hamsi çöreğini yaptık. Seneler önce televizyonda Trabzonlu bir teyzeden öğrendiğimiz tarifin orjinali pazıyla yapılıyor ama ben illa da ıspanak diye tutturuyorum her seferinde. Benim gibi ıspanaklı börek hastasıysanız ve hamur işi yemiyorsanız ya da sebze sevmeyenlere yedirmeye çalışıyorsanız mutlaka denemeniz gereken bir diyet tarif ;)



Malzemeler:

1 kg hamsi
250-300 gram ıspanak (sadece yaprakları)
5-6 dal pırasa (sadece yeşil yaprakları)
5-6 yemek kaşığı mısır unu
2-3 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz ve pulbiber



Hamsiyi güzelce yıkıyıp ayıklıyoruz ve kılçıklarını çıkarıp elimizle çok minik olmayan parçalara bölüyoruz. Yıkadığımız ıspanak ve pırasa yapraklarını kıyıyoruz, hamsiler,mısır unu, yağ,pulbiber ve tuzla yoğuruyoruz. Bu aşamada kıvamına göre kuru olduysa yağ fazla sulu olduysa mısır unu ekleyebilirsiniz.   



Şimdi balık tavasını (tava detayı önemli çünkü çöreği çevirmek için balık tavasının kapağını kullanıyoruz) 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile yağlıyoruz ve harcımızın yarısını elimizle bastırarak ve dağıtarak eşit olacak şekilde tavaya yerleştiriyoruz. Başka herhangi bir tava da olur ama yapışmaması için teflon ya da seramik olması ve düz bir kapak bulmanız şart ;)


Ocağa aldığımız ve orta ateşte pişmeye bıraktığımız hamsi çöreğimizin altı kızarmaya başlayınca balık tavasının kapağıyla ters yüz ediyoruz. Tavaya koyarken şekil alabilecek gibi durmayan çöreğin altı pişince birbirini tuttuğunu görecekseniz, yani çevirmek hiç de zor olmuyor. 



İki tarafı da yeterince kızarınca yemeğimiz pişmiş demektir, işte bu kadar kolay :)







İçindeki 2-3 yemek kaşığı yağı ve mısır ununu saymazsanız marul, havuç, kara lahana ve yeşil soğanla yapılmış az zeytinyağlı bol limonlu bir salata ile harika bir diyet menüsü ;)




Vee rakı-balık ikilisinin en iyi arkadaşı limonlu tahin helvası:

Tahin helvasını bol limon suyuyla hiç pütür kalmayacak şekilde eziyoruz. Tabi bunu yapabilmek için limonu o kadar fazla kullanıyoruz ki helva epey ekşi oluyor :) Fazla ekşi gelirse limonu azaltıp 1-2 yemek kaşığı süt de kullanabilirsiniz. Kakaolu, fıstıklı helvalardansa sadeyi tercih edin, bir de azıcık limon kabuğu rendesi ekleyin, mis gibi limon kokar :)


Ben diyeti bozmamak için yemedim ama annemler tabağın sonunu ekmekle sıyırdılar, o derece ;)

Hoşçakalın :)







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...